Ufuk Özgül
Kas 06

1984 ve Sansür

Cum 06 Kas 2009 06:42:42 | 0 yorum

Geçtiğimiz sene önemli bir bilim kuruluşunun çalışanlarına yönelik düzenlenen İletişim Sempozyumu’ndayım. Öğleden sonraki programı sunmaya başlamadan önce, kürsüde dünyanın önde gelen halkla ilişkiler şirketlerinden birinin Yönetim Kurulu Başkanı ile bir taraftan sunumunun son haline bakıyor bir taraftan da sohbet ediyoruz. Kendisi iletişim dünyasındaki son trendlerle ilgili sunumunda sosyal medya dünyasında popüler olan belli başlı örnek sosyal ağlara yer vermiş. O bölüme sıra geldiğinde soruyor:“Youtube’a değindim ama duyduğum kadarıyla Türkiye’de erişim yasakmış, doğru mu?”…Gülümsedim, doğru dedim. Birçok insanın kendince çözümler üreterek erişim sağladıklarını ekleyerek. Neden diyerek baktı…Bize anlatılanları aktardım aktarmasına da, zaten benim bile bu ülkenin bir vatandaşı olarak anlamadığım şeyleri anlatabilmem zor oldu…

 

Bugün Myspace ve Last.fm ‘e Türkiye’den erişimin yasaklanmasının ardından şu internette sansür konusunda artık birşeyler demenin vakti geldiğini hissettim. Her ne sebeple olursa olsun gün be gün farklı iletişim araçlarımızın kısıtlandığının farkında mıyız? Sadece iletişim kurmak için değil belli bir fayda yaratmak için kullanılan araçların elimizden alındığının? Bu sansür uygulamalarının sadece internet üzerinden değil, bir çok şekilde hayatımıza girdiğinin? Gerçekten mantıksal açıklamasını yapabilecek birileri varsa seve seve dinlerim, hatta gelsin burada anlatsın. Fakat, dün bir, bugün iki derken, bir iletişim sektörü çalışanı olarak da son derece rahatsız olduğum şekilde, belli başlı popüler araçların kara listeye alınmak üzere olduğunu ve yine bir sebeple onlara da erişimin yasaklanacağını düşünmeye başladım… 


George Orwell, 1984’ü okuyanlar bilirler. George Orwell-1984’te, Okyanusya ve Avrasya olarak kutuplaşan bir dünyada ve zamanda, Okyanusya denilen ülkedeki insanların tüm hareketlerinin ve düşüncelerinin kontrol altına alınmaya çalışıldığı, bu hareket ve düşünceler üzerinde her türlü etkisi olabilecek; dil, kültür, iletişim organları vb. araçların bu amaç doğrultusunda yok edildiği ya da değiştirilip kullanıldığı bir devlet düzeni eleştiriliyor. 


Demokrasi ve özgürlük kavramlarından arındırılmış bir dil, insanlar günün 24 saati düzenin en önemli unsuru tele ekranlar vasıtasıyla izleniyor, yoldan sapanlar buharlaştırılıyor, tarihin gerçekleri bile saptırılıyor… Herşey kontrol üzerine kurgulanmış… 


“geçmişi kontrol eden, geleceği; şu anı kontrol eden geçmişi kontrol eder” 


Başkahraman Winston’ın sır gibi sakladığı günlüğünden: 


“İnsanlık mirasının kuşaktan kuşağa aktarılması kişinin sesini duyumsamasıyla değil, aklını ve sağduyusunu koruyabilmesiyle olabiliyordu. Masaya döndü, kalemini mürekkebe batırarak yazmaya koyuldu: 


Geleceğe, ya da geçmişe; düşüncenin özgür olduğu zamana; insanların birbirlerinden farklı oldukları, yalnız yaşamadıkları, gerçeğin varolduğu ve yapılanın silinemediği bir zamana: 


Tekdüzelik çağından, yalnızlık çağından, çiftdüşün zamanından, büyük birader’in çağından selam!” Kitlelerin gündemi algılayışlarının ve verdikleri tepkilerin tarihten getirdikleri gerçeklikler tarafından şekillendirildiğini baz alırsak, geçmişi kontrol etmenin, geleceğin kontrolünde ne gibi bir rolü olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Film ve romanda açık bir şekilde propagandası yapılan rejim, en önemli iletişim aracı olan tele ekranları kullanarak sürekli gerçek olup olmadığı belli olmayan savaşlarda kazanılan zaferleri, kahramanlık hikayelerini yayınlıyor, insanların hayatını 24 saat kontrol altına alarak düşünmeyi bile engelleyecek önlemler alıyor, rejim dışı düşünceleri en ağır ve en hızlı biçimde cezalandırıyor ve sonunda farklı düşünenleri bile kendilerinden ayrıştırarak amaçladığı prototipler haline getiriyor. İletişimin en önemli parçası olan geri bildirim yollarının tıkalı olduğu bir sistemde, kayıtsız şartsız gerçeklerin dayatılması ile insanlar, aslolan gerçeklikten ve genel toplum menfaatinden en uzak olacak noktada zaptediliyor ve tepki verebilecekleri tüm ortamlar yokediliyor. 


Günümüzde bazı konvensiyonel medya organlarının kitleleri bilgilendirme işlevinden uzaklaşarak, çarpıtılan gerçekler ve sanal gündemler ile güven yitirdiğini biliyoruz. Sosyal medyanın yükselişinin bir sebebi bu zaten. İnsanların bilgi alma- iletme konusunda daha özgür! olma arayışı… 1984’ün başkahramanı Winston’ın günlüklerini sakladığı günleri yaşamıyoruz tabi ki de. En azından hala bir klavyem ve erişimi yasaklanmamış bir blogum var….Peki yarın ne olacak? Herşeyin bir alternatifi var tabi fakat burada konumuz A, B ya da C sitelerinin yasaklanması değil. Üzerine düşündüğümüz, tartışmaya açtığımız: bu erişim yasakları yerine yapılacak başka hiçbirşey yok mu? Açılımlarla dolu bugünlerde, ben de buna cevap bekliyorum. Halen daha bu ülkenin bir vatandaşı olduğumu hatırlatarak…

 

http://comm101tr.blogspot.com/2009/09/1984-ve-sansur-gecmisi-kontrol-eden.html

 

Yorum




or
Connect with Facebook

Internet mi, o ne?


Ulastirma Bakani Binali Yildirim

Son Aktiviteler

 
Someone commented on a blog entry. 4 ay önce
Emre Sokullu
added a new blog entry. 7 ay önce
Emre Sokullu
added a new blog entry. 7 ay önce
yeniepostam
commented on a blog entry. 7 ay önce
Emre Sokullu
added a new blog entry. 7 ay önce

Biliyor muydunuz?

Sansürler ulusal güvenliğimiz için de büyük bir tehdit oluşturuyor.

Yasakları aşmak için indirilen paketler (OpenDNS, ktunnel vs...) içerdikleri trojan yazılımlar ile bilgisayarlarımızın kontrolünü ele geçirip tüm iletişim bilgilerimizi belli merkez noktalarına gönderebilir. Bu olasılıkla yaşamak çozüm değildir.Sansürler ulusal güvenliğimiz için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Yasakları aşmak için indirilen paketler (OpenDNS, ktunnel vs...) içerdikleri trojan yazılımlar ile bilgisayarlarımızın kontrolünü ele geçirip tüm iletişim bilgilerimizi belli merkez noktalarına gönderebilir. Bu olasılıkla yaşamak çozüm değildir.